Genel

Türk Futbolunda Marka Değer Sorunsalı

Türk Futbolunda Marka Değer Sorunsalı

Türkiye de futbolun en popüler spor olduğu tartışmasız bir gerçek. Bu konuda yapılacak tartışmalar bana göre son derece gereksiz ve bir o kadar da yararsız olacaktır. Peki ama özellikle son dönemde sıkça bahsedilen, en ufak tartışma ya da eleştiri durumunda futbolu yönetenler tarafından hemen öne sürülen “Türk futbolunun marka değeri” gerçekten var mı? Bunu sağlamak için sadece popülerlik yeterli mi?

Türk Futbolunda Marka Değeri

Türk futbolunun marka değeri günümüzde spor camiasında sürekli kullanılan fakat altı tamamen boş bir ifade. Öncelikle “bir marka nasıl yaratılır”, “bir spor kulübünün ya da ülke futbolunun marka değeri nasıl ve neye göre ölçülür” gibi sorulara cevap verilmesi gerekirken, maalesef bizim ülkemizde bu konu federasyon başkanı ya da herhangi bir spor yöneticisinin “biz markayız” demesi ile olup bitiyor.

 Makalenin başından beri Türkiye’de futboldan bahsederken “popüler” kelimesini kullandım fark ettiyseniz çünkü bizde futbolla olan ilişki üzülerek söylüyorum ki sevgi, ilgi, taraftarlık gibi kelimelerle ifade edilemeyecek durumda.

Ülkemizde futbol maçları büyük takımlar dışında 1000 taraftar bile bulamazken, maçlarda olay çıkmaması için statlarda seyirciden çok güvenlik gücü bulunurken nasıl bir marka değerinden bahsedebiliriz ki? Hangi markalaşmış futbol ülkesinde böyle bir futbol ortamı var?

Eğer bir markadan bahsedeceksek öncelikle o markanın talibinden de bahsetmek zorundayız zira bir şirketin, bir kurumun, bir değerin markalaşması için onu talep eden ve ona ilgi gösteren “müşteri”lere ihtiyaç vardır. Futbolda bu müşteri taraftardır. Eğer bir ülkede insanlar maça gitmiyorsa o ülkedeki futbola marka demek kendini kandırmaktan başka bir şey değildir.

Dünyada ve Türkiyede Futbolun Marka Değeri

Ülkemizde Almanya, İspanya, İngiltere gibi futbolda markalaşmış ülkelerin lig maçları futbolseverler tarafından ekstra para verip izleniyor. Peki ya bizim maçlarımız? Daha kendi ülkende izlenmeyen maçları, asıl futbol piyasasını oluşturan Avrupa ülkelerine nasıl satacağız? Bu konuda umut veren bir gelişme yaşandı aslında. Yeni yayıncı kuruluş 2017-2018 sezonunda her hafta birkaç maçı Fransa da yayınlamak için bir anlaşma yaptı. Peki ama ülkemizdeki futbol kalitesi ne olacak? 2016-2017 sezonunda Beşiktaş ve Başakşehir dışında gerçekten futbol oynayan başka takım olmayan ligimizde umarım bu sene iş farklı olur da bu yurtdışında yayınlanan maç sayısı gittikçe artar. Bu iş Avrupa’da top oynamış yaşlı futbolculara dünya kadar para verip takımlarımızda oynatmakla olur mu peki? Bunu zaman gösterecek diyerek geçiştirmek istiyorum…

Türk futbolundan bahsedip de teknik direktör değiştirmekten bahsetmemek ayıp olur. Her sene hoca değiştiren Türk takımlarının aksine futbol markası olmuş ülkelerde durum böyle değil. Ülkemizin Avrupa’daki tanınırlığı en fazla olan, lig şampiyonluğu, kupa şampiyonluğu en fazla olan Galatasaray Fatih Terim sonrası dönemde yani Eylül 2013 den itibaren gelen hocalar; Roberto Mancini, Cesare Prandelli, Hamza Hamzaoğlu, Mustafa Denizli, Jan Olde Riekerink, İgor Tudor.

Tam 6 hoca. Bunlara ilaveten geçici olarak görev yapan Orhan Atik ve Claudio Taffarel de sayılırsa bu sayı 8 oluyor. Yani sezon başına yaklaşık 2 hoca. Bunun bir de gönderiliş şekilleri ve profesyonellik kısmı var ki o konuya hiç girmiyorum, tek kelimeyle rezalet. Peki bu durum Avrupa’nın büyük klüplerinde nasıl? Hiç de bizdeki gibi değil.

Tabi ki başarısızlık durumuna hoca değişikliği oralarda da oluyor fakat bizdeki değişiklik sayılarının yanından bile geçmiyor. Yurtdışında görev yapan hocamız var mı? O da yok. Peki ya biz ne satıyoruz da markayız? Bu marka değer yalanı neden bu kadar dillendiriliyor? İşte bunun nedeni futbolu yönetenlerin koltuk sevdasından başka bir şey değil.

Elde hiçbir başarı olmamasına rağmen kendilerinin iyi yöneticiler olduklarına ve bulundukları konumları hak ettiklerine halkı ikna etmek için; sınırları, kanıtı, dayanağı bulunmayan bu marka değer mevzusunu ortaya atıp algı operasyonları ile halkı buna ikna etmek istiyorlar.

Evet, Türk futbolu o kadar iyi yönetiliyor; ki Euro 2016 da o kampta neler olduğunu hala kimse bilmiyor, milli takımın kaptanı milli takımı bıraktı ve Türkiye Futbol Direktörü işinden kovuldu. Evet, Türk futbolu o kadar iyi yönetiliyor ki; Beşiktaş ve Fenerbahçe Finansal Fair – Play kıskacı altında ve bir çok klüp de borç batağında boğuluyor. Evet, Türk futbolu o kadar iyi yönetiliyor ki; Beşiktaş’ı tarihi borca sokan ve bugünkü ekonomik sıkıntılarında payı en fazla olan kişi Türkiye Futbol Federasyonunun başında!

Sözün özü bir ülke futbolunun marka değer olması için sağlam bir sistem gerektir ve bu bizde yok. Bu sistemin kuracak kişiler de gerçekten futboldan anlayan ve gerçekten futbolu geliştirmek için gelen yöneticilerdir ve maalesef bu da bizde yok. Eğer bir gün bu gerçek yöneticiler gelir ve dünyanın bir çok ülkesinde var olan sistemleri inceleme, “bu Almanlar bunu nasıl başarmış” deme ihtiyacı duyarsa, belki futbolumuz adına umutlanabilirim fakat şuanda üzülerek söylüyorum ki, Türk futbolunun marka değeri kocaman bir balondan başka bir şey değildir.

You may also like

Skip to toolbar